Merhaba 
Menü
|--> Forum
|--> Albüm
|--> Rehber
Konuklar
Şu an 2 Misafir ve 0 Üye çevrim içi.

Giriş yapabilir veya yeni bir kullanıcı hesabı oluşturabilirsiniz..
Ne Zaman Geldiler
ferideaydın
19.07.2008 - 17:50
tan0670
19.07.2008 - 17:42
OSMANGENC16
19.07.2008 - 14:43
sakal2
19.07.2008 - 8:13
karakız
19.07.2008 - 7:46
hakantarhan
19.07.2008 - 6:50
Füsunatael
19.07.2008 - 6:40
GürbüzErenoğlu
19.07.2008 - 0:54
SERMETTOZ
18.07.2008 - 12:42
suat
17.07.2008 - 4:38
search pnForum en son gönderiler Note: Registered users can subscribe to notifications about new posts Note: Registered users can subscribe to notifications about new posts

önceki başlık Başlığı yazdır to next topic

Başla :: Ezogelin Çorba :: Anılar :: Cumhuriyet Lisesi... Kültürel beslenme kaynağımız... orkestra, tiyatro, halk oyunları, müzik odası..
Yönetici :

Bottom 

Cumhuriyet Lisesi... Kültürel beslenme kaynağımız... orkestra, tiyatro, halk oyunları, müzik odası..

SaimGözek Gönderim: 28.09.2007, 15:45



Üye Kaydı: Sep. 2007
Mesaj: 25

Durum: Hatta değil
son ziyaret: 05.04.08
1972 yılında Karabağlar Cumhuriyet Lisesi'ne kaydım yapıldığında, hayatımda büyük altüst oluşların,
insanın kendini sürekli keşfetmesinin olağanüstü macerası başlıyordu.
Böyle düşünmüş ve hissetmiştim o yaşımda.
Ve hayatım boyunca o duygu ve düşünceyi hiç kaybetmedim.

Okula başladığımda, kendi yaşamımda varolmayan olanaklardan nasıl yararlanacağıma kafa yormuştum önce.
Örneğin kitap okumayı çok seviyordum, ama kitap alma olanağımız pek yoktu.
Müzik dinlemeyi çok seviyordum ama yalnızca radyomuz vardı.
Pikabımız yoktu ve yeni çıkan plakları dinleyemiyordum.
Televizyonumuz yoktu.
Tiyatroyu çok seviyordum ama izleme-bir oyunda oynama şansım yoktu.
Hafta sonları çalışmak zorundaydım.
15 tatillerde de ve yaz tatillerinde de...
Gecekonduda yaşayan ve bütün aile bireylerinin çalışarak eve katkıda bulunduğu bir aileydik.
Büyük, neşeli, sevgiyle büyüdüğümüz bir aile.::))

Ve işte bu koşullarda CUMHURİYET LİSESİ, gerçekten tam bir "CUMHURİYET" lisesi oldu benim için.

Önce kütüphaneye dadandım.
Tam anlamıyla "dadanma"ydı bu.
İşte yüzlerce kitap vardı ve ben istediğim kadar okuna şansına - hakkına sahiptim.
Bu hak ve şansı abartılı olarak kullandığım zamanlar evde kulaklarımın çekildiğini,
sert sözlerle uyarıldığımı hatırlıyorum.
Ve derslerde de benzer davranışları öğretmenlerimden görmüştüm.
Kütüphaneden kitap alıp okumaktan derslere neredeyse hiç bakamaz duruma gelmiştim çünkü.
Sonra bir düzene girdi.
Okumayı derslerle uyumlu hale getirmeyi öğrendim.

Ve okulumuzun orkestrası...
Benim için müthiş bir şeydi. Provalarını izlemek için her fırsatı değerlendirdim.
O sahneye çıkıp müzik enstrümanlarına dokunmak büyülü bir duyguydu.
Orkestra çalışmalarında, sahnenin önünde onları izlerken,
söyledikleri şarkıları söylemeye çalışırdım ve kendimi onların bir parçası gibi hissederdim.

Tiyatro grubunun çalışmaları beni en çok büyüleyen etkinlikti.
O sahnenin kuruluşu, dekorların yerleştirilmesi, oyuncuların makyajları...
Sahneye fırlayıp onlarla birlikte oynamayı ne çok isterdim...
Ama yalnızca dekorların takılıp sökülmesi-sahne arkasına taşınması işlerine yardım edebildim...:))
Yıllar sonra, üniversitede bir tiyatro grubunu yönetmiş olmak,
dekor tasarımlarını, sahne düzenlemelerini -
hazırlıklarını yapmış olmak o günlerden kalma bir isteğin gerçekleşmesinden başka bir şey değildi...

Halk oyunları ekibinin provalarını da hiç kaçırmamaya çalıştım... Becerebildiğim kadar...
Sınıf arkadaşım Belgin Özmumlu halk oyunları ekibindeydi...
Onların okulda, yıl sonu etkinliklerinde yaptıkları gösteriler müthiş coşkulu olurdu...

Ve televizyon...
Okul yatılı olduğu için sanırım, kantindeki sahnede bir televizyon vardı.
Yatılılar akşamları ve hafta sonları televizyon seyrederlerdi.
Yatılı arkadaşlarımdan akşamları saat kaçta televizyon izlediklerini öğrenir,
neredeyse her akşam ben de kantine gider onlarla birlikte televizyon izlerdim.
Okula gittiğim için ailem de hiç sorun çıkarmadı, evimiz okulun neredeyse bitişiğinde sayılırdı...
Hafta sonları, çalışmadığım zamanlar, doğru okula koşardım televizyon seyretmeye.
Evci çıkmayan yatılı arkadaşlarla pikniğe giderdik zaman zaman...

Müzik odası...
Hala var mıdır olkullarda bilmiyorum.
Ama bizim okuduğumuz dönemlerde bir müzik odası vardı.
Giriş katında, müdür yardımcıları odalarının bulunduğu bölümde,
merdiven başında küçük bir camekanlı odacık.
Her teneffüs arasında, nöbetçi öğrencilerin bir plak çaldıkları oda.
Müzik öğretmenlerinin sorumluluğundaydı sanırım.
Ve her ay, yeni çıkan plakların listesi yapılır,
idarenin denetiminden geçtikten sonra satın alınır ve müzik odasında çalınırdı.
Okulun cephesine monte edilmiş bir kaç hoporlör yardımıyla müzik bütün bahçeye, okul dışına yayılırdı.
Benim müzik dinleme açlığımı gideren bir uygulama....
O dönemin bütün sanatçılarının parçalarını dinlemek, dönemin koşulları içinde mümkün değildi.
Herkesin evinde pikap ya da TV yoktu.
Büyük bir olanaktı bu ve ben bayılırdım o plakları dinlemeye...:))
Nilüfer, Sezen Aksu, Alpay, Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Hümeyra, Esmeray, Cici Kızlar, Erol Evgin...
daha bir çok sanatçının şarkılarını ilk kez o müzik odası sayesinde dinlerdik...
Kim hatırlamaz Alpay'ın "EYLÜL'DE GEL" şarkısını...
Okullar yaz tatiline girdiğinde "aşıklar" gözyaşlarını nasıl akıtırlardı "Eylül!de Gel" şarkısıyla...:))
(Benim de var böyle anılarım ama onları bir başka yazıda anlatmak daha iyi olur...)

Büyük bir kültürel beslenmeydi CUMHURİYET LİSESİ benim için...
O büyük kültürel beslenmenin değerini bugün daha iyi anlıyor insan...
O kollektif çalışma, kısıtlı olanaklarla büyük bir dayanışma içinde ortaya konan ürünler, arkadaşlık, dostluk, ekmeğini suyunu paylaşma... bu kültürdür insanı gerçekten insan yapan...
Öğretmenlerimizin emekleriyle birlikte...

Bu nedenle diyorum işte, "ben Cumhuriyet Liseliyim" diye göğsümü gere gere... Sevgiyle ve saygıyla...

saimgozek@gmail.com



<!-- editby -->

edited by: SaimGözek, 04.10.2007, saat 19:18<!-- end editby -->
Tepe  SaimGözek Ö.M. gönder
 



 2.0.1
Function viewtopic in module pnForum returned.

Türkçe Anlamlı Yönlendirme